BEN'i Bana AŞK Öğretti... -3-
Şu içimden akanların kaynağına bir diyeceğim var!
Damar damar dolaşan sessiz sözleri, Ard'ını misale dayamış alaca düşleri,
Dile delice vurmadan önce yüreği uğrak yapan aşkın-taşkın bir o kadar şaşkın aşk-i hâllerin bir nebzesiyle dahi,
BEN sığamazken yerin yüzüne, ya SEN nasılsın, nicesin, ne edersin acep?
Sordum, sorabildim ya bu sorguç dilimi çatal kılan acı soruyu!
Gece düştü yine hüzün karılmış yürek yatağıma.
Merakım işliyor bazen, sadece kendimden yana mıdır bu iliğe işler darallar diye.
Şu an kim bilir kaç kişi gözyaşı döküyor? Kaç kişi el açmış dua ediyor? Kaç insan bir medet diliyor ve kim bilir hangi dert küpünün hangi ibriğinden akan çile suyunda yıkanmaktalar? BEN’im neden algılıyor bunları ve neden duyumsuyorum, bu yara küpü kalp yırtıklarını?
Ağlama insan ya ağlama- yanma- yakılma- acıma- korkma- lütfen korkma!Çareyi beklemek çarenin gelmesi için çağrı yapmaktır. Dert denilen sır, çarenin döl yatağıdır.
Uyuma artık yeter, uyan! Sana uyan, kendine, kendiciğine uyan, varlığını acılarla karmaktan vazgeç! Az biraz daha rahat için rahatsız kılıyorsun kendini, fark et! Senin sana ne yaptığını fark et! Karşındakini suçlamayı bırak, hata ararsan eğer ucu yaratıcıya kadar uzanan bir dolu hata ve hatalı bulursun elbet.
Buldun da ne oldu, şimdiye kadar bulundu da ne oldu, bundan sonra bulunacak da ne olacak?
Kesret âlemi burası!
Gördüğünü baktığın için görebiliyorsun, bakma!
Yaptığını başkaları da yaptığı için yapıyorsun, yapma!
Kanmaya yönelik zaafların olduğun için kanıyorsun, kanma!
Sen, senin için de taşkınken hangi şaşkına ders verebilirsin, tuzak bunlar aldanma!
Bir sen yetemezsin dert çözgüsüne, bilirim huzurdur aradığın ama huzursuzlukla çıkma yola işte çıkma!
Zor geliyor yaşamak sana, bilirim. Hepimiz kendi hayat tadımızı aramıyor muyuz? En ulaşılmazlara saklanmış mutluluğun kovalayıcısı değil miyiz her birimiz? Kolayından olanı aramak büküyor belki de belimizi belki de zahmetsizce ele geçirmek istiyoruzdur. Hatta belki de o bizim yakalamaca oynadığımızı sanıyordur sadece ha, ne dersin? Bir durul, bir düşün, bir sus, bir dinle, bir anla, bir oku, bir bak ne diyor HAYAT sana? Bir şey söylüyordur mutlaka, inan bak, söyler HAYAT hem de hep daima!
Gece, gecece gelip de çöreklenince göğüs haneme, hep böyle olur ‘ben’ dediğim kendiciğime!
Seni dert ederim de çare doğuramam ben gibilere.
Bu sözüm döküşleri, CAN’ı AŞK’la kaale alan OKU’yucu GÖNÜL’e!
Yazdım ben. Sana yazdım.
Sendeki bana yazdım.
Bendeki seni düşünüp de yazdım.
Senin kim olduğunu bilmeden bana benzediğine inanarak yazdım.
Seni yazdım bana bakarak.
Beni de kattım yazımın arasına senin orada olduğunu umarak.
Yazının yazdığı yazanın yazısıdır.
Yazılan yazdırır bazen.
Sen de yaz, yazamayacağına inanıyor olsan da "ben"in için dene!İyi geliyor kaleme alışmak, iyi geliyor yazının sözle giyinmesine vesile olmak.
Sonra da oku yazdığını sesinle süslemeyi unutmadan.
Bak şimdi, noktadan çizgiye, çizgiden harfe, harften kelimeye bilcümle olmuş düşünce ürünlerine.
Kutsiyet içerir bu mesele, ANlaşma sihri gereğince!
Gözlersin, sözlersin sonra özlersin.Bakarsın, akarsın sonra yanarsın.Süzersin, yazarsın ve sonra SIZLARSIN!
Bir delikten bakmayı seçen, ‘göre’ ‘bildiğini’ GERÇEK bilir!
Kendimizi ‘mut’suz hissettiğimiz yerin, duygusal çokluğumuzu akıtamadığımız muhatap boşluğumuz olduğuna karar verdim! Ve
Sevdim BEN’i bir kere, başkasını sevemem,Deli diyorlar bana desinler değişemem! J dedim.
Dallı budaklı, saçlı saçaklıyım gene ANlayacağınız!
Kafası güzel kendiciğim, şu fısıltı oyununu başlatırken hiç sormuyor müsait misin diye!
Kayboluşa taktım.
Konuşan ağzımdan dökülen ve kulaklara değemeden havaya karışıveren söz kalabalığıma baktım. Sahi, nereye gidiyor acaba onlar?
Onlar, sesi giydiklerinde dolu dolu anlam yüklüler ama nefesin verişine dönüştüklerinde ne oluyor da fısıl muamelesi görüyorlar acaba?
Bir fırtına koparabilirler hatta kasırgalar bile yaratabilirler, zaten kendi girdabım değil mi onlar, dalga dalga akabilirler! Akıp akıp her düş alanına çeşitleme katabilirler.
Hem sadece bana ait değiller ki onlar, HEPimizin dâhil olduğu bir kutsiyete dâhil SIRlar!
O hâlde neden kulağa yasaklı gibi sislenip duyuşa buğulanırlar?
Sadece 29 adet harfin, duygu çatısı altında birbirine yapıştırılmasıyla anlaşmaya çalışıyoruz. Garibandır o harfler aslında hem de çırılçıplak. Kim aklının esişiyle hangi kelime öbeğine yapıştırırsa onun manasıyla örtünüverirler.
O kadar tarafsızlardır yani! Sayfa yer gösterince, ses çıktısı o harfler bir bir sıraya diziliverirler.
Dizim dizim yapışırlar birbirlerine de onları kullananı açık ediverirler! Dilin süsüdür harfler ama zihnin pası olarak da iş görürler. Ve çiçek açmış kalemler konuşmadıkça ses dölü o harfler ziyan edilmeye mahkûmdurlar.
Oturdum öylesine hayatın kıyısına yine.
Saçaklanmış düşüncelerim saçlarım gibi uçuşmakta deniz nefesiyle.
Yok öyle sabit bir konu, her şeyden bir parça "ben burdayım" demekte sadece.
Dinleyerek dinlenmek istiyor yıllanmış BEN!
Kelimeler fazla, cümleler yüklü, açıklamalar gereksiz.
Suskunca yazıyorum ve yapabildiğim sadece bu.
Ömür ağacının altında, üzerine akşam düşmüş bir gün pazarında!
Doğarsın bir başına, büyürsün bir başına, yaşarsın bir başına ve ölürsün bir başına.
Her, bir başınaların arasında yalınca ve yakıncasındır onlara.
Senin seçmediğin bir hayat dairesinde seni seçerler kendilerine, kim bilir hangi noksanlık hissiyle.
Bir damladan formatlanarak aldığın canı hiçe sayarlar üstelik.
Hâlbuki ne kadar önemlidir CANlı olmak, olabilmek...
Herkesin arasında herkes gibisindir ama herkes sen gibi değildir bu ‘Hayy-at’ döngüsünde!
Hatalar şerbet olmuştur formatına, bilmezliklerin yapıştırıcı gibi eklemiştir dününü, yarınına.
Akılda büyüsen ne fayda, yürekte ufacık kaldıktan sonra.
Baksana hâlâ bir başınasın, dört yanın havayla kuşatılmış SADE'ce SEN adasında!
Yaşamak çoraklarda! Yaşamak, seni anlaması zor sen gibiler arasında.
Yaşamak kadar yaşatmak sorumluluğu altında yaşar gibi yapmacasına...
Cana kan, kana hayat gerek!
Yaşamak hayatı: Canın çekilse bile kanından, ümide sarılmaya devam demek!
Hülyam rüyamla buluştuğunda dünyam beyaza boyanıyor.Beyazım ayazıma vurduğunda can sazım meşke başlıyor.Meşk aşka davet buyurduğunda ruhum aslına hasretleniyor.
Aslım misalime dokunduğunda, ah işte tam o dokunuşta, BURALARI ÇEKİLMEZ OLUYOR!
Kapatmışlar kızı kuleye... Neymiş efendim ölümden sakınmışlar!
Ama onlar o zamanlar "Sakınan göze çöp batar." deyimini daha yaratmamışlar! O kız gibiyim. Kral olmayan bir babasız, hayat içinde hayatlanamayan bir ıssız. İşte üzüm sepetini de getirdiler şimdi! Yesen bir türlü, yemesen başka şakaya gebe! Yılanım kıvrım kıvrım salınmakta hasır üstü ha soktu ha sokacak çatal dilini, gözü gönlüm üzeri! Benim zindani hanemi de tarihî kılarlar mı acaba bir gün? Derler mi bir kadın yaşar gibi yaparmış kalp mahalinin sır parselinde?
Dillendirirler mi ardımdan “Muhabbeti kovalardı her daim akıl bahçesinin üzüm tanelerinde.” diye. Uğrarsanız İstanbul’a ara sıra, bazı bazı - aklınıza geleyim e mi?
“Güneşte demlerdi kendi çayını,
Yüreğinden süzer öyle içer ve içirirdi!”diye de söy eylersiniz belki.
Misalen işte!
SÜRECEK...




Yorumlar