top of page

BEN'i Bana AŞK Öğretti... -4-

4 Eyl
3 dakikada okunur

Ben bile bana dokunmazken, dokunmasın insanlar.

Ne zaman bir can değse kabuğuma, yüreğim başlar korkmaya.

Soru efendi çöreklenir varıma ve hemen girişir eşsiz taaruzuna!

Kim değdi, değdi de ne dedi, dediği hangi duygu köküme değdi ne getirdi ve ne götürecek o değmesi?

Benim "BEN" dediğim; hiç beceremedi alış-verişi, her temas ardından gerçekleşen kayba bir türlü anlam veremedi. Kıymetime kıymet veresim geldi ve ‘BEN’ dedi ki lütfe binaen, ben bile bana dokunmazken, dokunmasın, benime yabancı kalan o insanlar!


Sevmeyi anlatmayın bana, tarif etmeyin yaşamadığınız hiçbir olguyu.

Herkesin sevmeleri kendinden kendinedir.

Kendi sevi hâlince bakar diğerine ve anlayamaz onun yüreğini hem anlayamaz hem okuyamaz hem de yaşayamaz.

Herkesin beklentisidir SEVGİLİ-lik!

Ne beklediğini bilemezse insan, kendisine gelenin ne olduğunu nereden bilecek ki?


Ne âlimler ne arifler ne salihler ne zahitler ne şahitler ne erenler – ne ermeye meydan verilmeden er meydanında ipi çekilenler…

Dostlar, ozanlar, âşıklar…

Döne döne esenler, yollara toz olan dervişler…

Azizler, sultanlar, efendiler, hükmü hak bilenler...

Yazanlar, çizenler, söze hâl giydirenler, hâli kelama dökenler...

Elçiler, veliler, nebiler, resuller...

Hepsi KÜNlerinden yarınları, sonrası’nı bildirdiler ve hepsi SADE’ce “İNSAN OL” dediler!

Dediler ve gittiler, gittiler işte... Bugün ne var elimizde? Hâlâ dökülüyoruz ince ince.

Dilde onların sözleri, elde sözde (güya) AN’lamış insanlığımızın hâlleri!


İlimler, bilimler, şiirler, nesirler, resimler, isimler ve biçimler hep "SEN, ZANNETTİĞİN DEĞİLSİN" haberini verdiler.

Asırlara yayılmış ve dağılmış, BİLMEDİĞİMİZİ sandığımız EZELİ BİLGİYİ bildirdiler.

BİZ ne aldık ne öğrendik ne verdik ne ettik? Gidiyoruz işte, biz de gideceğiz!

3-5 dil erbabınca anılan birileri olarak ışığımızı söndüreceğiz.

Tek geldik ama çok’a karıştık, bir doğduk ama ‘biz’e yollandık, can giydik ama ruha soyunduk, ben olduk ama ‘sen’ için yoğrulduk.

AN vakitte BİZ olamadık ama bir DAŞ doğurduk! Arka-DAŞ, Yol-DAŞ, Meslek-DAŞ, Vatan-DAŞ, Yurt-DAŞ, Takım-DAŞ, Yan-DAŞ… vs.

Velhasıl, sızıdan akarken sancı doğurduk. Ey DAŞ'ım, ACI ne yapsın?


Sonuçta hepimiz yenmiş bir elmanın çekirdekleri değil miyiz? CAN-DAŞ’ım!


Hep aklını bırak, kalbine bak derler!

Önemli olanın gönül olduğunu söylerler.

Her şey sinede gizliymiş ve göğüs niyeti giz eylermiş.

Dert aslında yüreğinmiş, aşk insanın içresinde nefeslenirmiş...


Ben de bir akşamüstüydü aldım kalbimi elime, bir çift kanat çırpışının serinliğiyle gezindim dehlizimde. Çırpınışlarıma şahit oldum da nazenin ötüşlerimle sevindim bana.

Tam tanış olayım dedim kalbiciğimle, sesi ‘hissetti de dile getirdi nefesi.

“Hey, o bulduğun ‘BEN’ değil, senin kuş aklın!” dedi.


Kendini özgür sanan kuşlar gibiyiz gerçekten de!

Bize benzer bir hür yanılsamaya kanat açar, varana kadar kuş yüreğimizi hürleştiririz.

Tam denkleşecekken sonsuzun şakacısının mesaisi biter ve anı yemleriyle dolu günce kafesimize geri çekiliveririz.


Her gün, her gece, her an uçar SEVİ’nin taşıyıcı kuşu, kuyruğunda nice yitik sevgi umularıyla!

Hep başımız üstüdür o, ama akıl gözüm yukarıları seyretmeyi akıl edemez işte.


Kuşum yükünü dökecek, ben de nasiplenmek için havalanıyorum, dahası varsa size olsun!

Kalbim hanesinin yaşarlığına taşınmayı seçiyorum.

Kapım, pencerem, çiçeklerim en önemlisi de özgürlüğümün habercisi muştu kuşlarım, dünya hanemdeki gibi her şeyim aynen yerli yerinde.

Bir tutunma zeminine bağlanmamış basamakları aşarsam eğer,

Korku, acı, yargı giysilerimi ardımda bırakmayı başarırsam eğer,

Gönül mekânımda çıplak ayakla durabilirsem eğer, ben bu evde yaşarım ebediyete kadar.


Öylece kalakaldığım YÜREK yerinden, öylesine bakıyorum hâlâ!

Hayata, insanlara, olaylara, akanlara, akarken yaşanmakta olanlara, algılara, duygulara, iletişim kazalarına, gidenlere, arkada kalanlara, inançlara, gerçekliklere, oyunlara, yargılara, korkulara, sanılara ve daha bir dolu bana...

Bakmak yetmez tabi bir de canla taşımak var hepsini. O da olacak inşallah!

Kuş dili dedikleri de bu olsa gerek!


Aşk kabında kaynadım. Hâl suyuyla harmanlandım.

Sevi harında dem aldım. BİR çayına TAD için BİZ masasına atıldım.

Damak tanımadı, anlak anlamadı, dil beyana yabancı kaldı ve ağız sır olup kapandı!


Siz bilir misiniz acaba?

Yeşerir kelimeler,

Kimi kimi de çiçeklenir boyunca...

Yazan elle gezen göz arasında cilveleşir o kelamlar.

Beyanı kolay kılar, ayanı olay eder.

Kalemin nazca dilleştiği o kelimeler.

Düşün hanemin hancısı olduğum akşamlarda

Uğur olup düşerler fikir odamın loş kuytusuna.

Bir salınırlar, bir dolanırlar,

Bazen de birbirlerini sınarlar.

Ah o taşkın, saçaklı

Ve harf olup yamacına yakışırı bulmaya mahkûm inciler.

Her defasında yüreğime sızı sızdıran

AMA Bir tek AŞK lafzında masumiyet damlalarıyla sayfaya yapışan, ANlaşma sırları!

Buradalar yine ve dizildiler yürek hattına.

Haydi raks başlayacak şimdi

Yeniye gebe mesaileri yeşermek üzere, huzurun huzurunda!

SÜRECEK...

 
 
 

Yorumlar


bottom of page